Opeth fanlarının bulabileceği en geniş bilgi ve eğlence forumu
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yap  

Paylaş | 
 

 Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Opethian
Admin
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 651
Kayıt tarihi : 04/11/09
Yaş : 24
Nerden : balıkesir...

MesajKonu: Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!   C.tesi Kas. 21, 2009 3:54 am

Şener Şen
İnsanımızda ne varsa, onda da vardır. Bizden biridir. Güldürürken ağlatır, ağlatırken güldürür. "Züğürt Ağa"mız, "Çıplak Vatandaş"ımız, "Namuslu"muz, "Eşkıya"mız, "Muhsin Bey"imiz... "Hababam Sınıfı"nın çapkınlığa, kurnazlığa soyunurken her seferinde başını derde sokan beceriksiz jimnastik öğretmeni Badi Ekrem'i unutmak mümkün müdür? Bıkmadan seyreder, elinde topuyla yandan yandan yürürken, bir yandan genç güzel öğretmene göz süzüşüne kahkahayı basarsınız. Son yıllarda yaş aldıkça daha da bilgeleşti. Karakter rollerine başrol değeri kazandıran, dayanılmaz ağrılarına rağmen müzikalde oynama cesareti ve isteğini gösteren oyuncumuzdur o. Her nevi özveriyi göze alarak sahneye çıkmıştır. Son yıllarda bayağı azalttı oynadığı filmlerin sayısını.

Nostaljik tutkumuz. Defalarca okunan masallara doymayan çocuklar gibi, biz de doyamayız Hababam Sınıfı'na. Yavaşladığında ağlatan, hızlandığında güldüren efsane müziği; Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit, Kemal Sunal, Şener Şen ve Münir Özkul'a ne çok yakışır... Okul otoritesini bize, yaramazlığı otoriteye sevdirir Hababam Sınıfı. Yeni versiyonları ise ancak eskilerine sevgimizi artırır.

Galata Kulesi
Bir uçuş düşünün masalı. Eski İstanbul'un kanıtı. Ceneviz mirası. Kuleye çıktınız mı tüm şehir 360 derece ayaklarınızın altındadır. Ağlayanlar, gülenler, suçlular, masumlar, ilgisizler, sevgisizler, sevgililer. Haykırmamak için zor tutarsınız kendinizi! "Hey İstanbul ben de buradayım!" diye. Ve işte o an anlarsınız Hazerfen'i, neden süzülmek istedi İstanbul'un tepesinde...

İnsan
"Ben Tanrı Misafiriyim"
Kapı tık tık tıklatılır. Tanrı misafiri gelmiştir. Galiba bir tek Türkiye'ye Tanrı misafiri gelir. Türkler, bu dünyada misafir olduklarını iyi bilir. En azından bilmeleri gerekir. Mevlânâ'dan Müslüm Gürses'e, hepsinin söylediği bu değil midir? Rakı kebap efsanesi kadar, Türk misafirperverliği de bilinir. Beş çayı misafirine börek açan anneden Şeker Bayramı şekeri reklam ailesine, güney ellerinde yüzünü güneşe vermiş kahve köşesi dedesinden "bozuk yoksa kalsın abla" minibüs şoförüne, dar sokaklarda hâlâ gazoz kapak oynanan mahallelerinden Doğu sokaklarında şiir şiir bakan veletlerine ve de Ferrari'sine LPG takan bilgelerine tabii... "Bir başkadır benim memleketim insanı" diyerek, seviyor insan Türkiye'yi...

Türk kahvesi
Üç vakte kadar gelecek umutlarımız saklıdır telvesinde. Aşkımız, paramız bir Türk kahvesi içimi sonrası beliriverecektir fincanın içinde. Aslında adı Türk kahvesidir ama Yemen'den gelmiştir bilindiğine göre. Dini ortamlarda, gece zikirlerinde uyarıcı olarak kullanılmıştır ilk önce. Kahve, 1550'li yıllarda İstanbul'a geldiğinde, Tahtakale'de hemencecik bir de kahvehane açtırır kendine. Türk kahvesi denilmesinin nedeni aslında pişirme yöntemidir. Pişirilip servis edilen Türk kahvesinin tortusu fincanın dibinde kalır. Zaten çok sevdiğimiz, hiç değilse ahir hayatta bir kere de olsa baktırdığımız kahve falının oluşması da bundan, bu "bizim" olan ritüelden değil midir?

Türk kadınları
Nâzım Hikmet'in şiirinde dediği gibi, onlar "Bizim kadınlarımız.... Anamız, avradımız, yârimiz..." Hiç yaşamamış gibi öldüler evet, bilmedik çoğunu, görmedik, duymadık. Sofradaki ekmeği kendi yemeyip çocuklarına veren annelerimiz. Beyaz tenlerinde ruhumuzu dinlendirdiğimiz sevgililerimiz. Belki de bizim gibi çok az ülkede kadın, sadece kadın olduğu için, dışlanıp, horlandı. Onlar, buna inat, güçlerini kendilerinden alarak, yükseldi. Kimi Sabiha Gökçen gibi göklerde istikbalimiz oldu. Kimi kadınımızın dillere destan güzelliğini dünya önünde tescil ettirdi, Azra Akın gibi. Geniş yüreğiyle sokaktaki sahipsiz çocuklara, hastalara, yaşlılara da ilk önce onlar koştu. Eşlerinin başarılarının arkasında dururken gururla, bir taraftan başarı listelerine girdiler

Tavla
Eğer zar tutmayı bilmiyorsan, düşeş atarsın, yek gelir inadına. Hayat gibidir tavla, umduğunu değil, bulduğunu oynatır adama. Şans oyunudur derler ya, aldanmayın söyleyenlere. Çünkü tavla, çok olasılıklı bir strateji oyunudur. Gürültücü ve kahkahacıdır. Hızlı oynanır. Bir tek, koltuğunun altına alan bozulur oyunun sonunda ya; ona da vuslat bir başka bahara..

Bayramlar
Bayramlar eskiden tekdüze hayatlarımızda bir keyif; siyah beyaz yaşamlarımıza renk; yoksulluğumuza bir avuntuydu. O yüzden eski bayramlar çocukluğu hatırlatır; hüzünlüdür biraz. Şimdi, bayramlar eski ihtişamından yoksun. Ama onun da çaresini bulduk: Tatiller... Hele ki 9 günlükleri... Söylesenize kuzum, böyle tatil kaç millete nasip ki?

Gencebay
"Sevgili Gönül dostlarım"
"Sevgili Gönül dostlarım, Ben Orhan Gencebay. Yıllardır size seslenen, dertlerinizi, acılarınızı sizlerle paylaşan, sizlerle ağlayıp sizlerle gülen, alkışlarınızla, ilginizle büyüyün Orhan Gencebay. Gücünü sizden alan..." der Orhan Gencebay, 1998 tarihli, okkalı çift CD'li klasikleri girişinde. Bu klasikler gibi Orhan Gencebay da bir kla******. Külttür, babadır, kibardır, doğudur, Batı'dır, köylüdür, şehirlidir, "Şikâyeti Yaratana" bir müzik filozofudur... "Besteleri kimimizin gençliğimize, anılarına, kimimizin doğup büyümesine ve yaşamasına eşlik edebilmiş", Türkiye gibidir. Türkiye, Orhan Baba için de sevilir.

Şiş kebap - rakı... Uzun yıllar ülkemize gelen turistler, bu ikiliyi dillerinden düşürmedi. Bırakalım onlar kebabı şişle sınırlandırsın. Biz biliyoruz ki kebabın yüzlerce çeşidi var. Ve ne mutlu ki her restoran giderek uzmanlaştı. Artık Adana'sı, Antep'i, Kilis'i, Urfa kebabını en özgün tadıyla yiyebileceğimiz onlarca güzel mekân var.

İzmir'in kızları

Diyor ki Cahit Külebi:
İzmir'in denizi kız
Kızı deniz
Sokakları hem kız
Hem deniz kokar!
Peki nedir İzmir'in kızlarını ayrıcalıklı kılan? Hemen söyleyelim: Her daim bakımlıdırlar ama sadece dışı güzel değildir İzmir kızlarının, içleri de güzeldir. Akdeniz'in hemen dibinde yaşarlar; ama ne ani öfkelenir, ne hemen unuturlar. Bir de İzmir'in kızları hayattan alabildikleri kadar keyif almak ister. Alamazlarsa... "Ziyanı yok bugün olmaz belki yarın" derler... Hayal gibidir biraz da İzmirli kızlar; her aradığında bulamazsın onları; her bulduğunda da alamazsın...

İstiklal Caddesi
Bağırış, çağırış, aşk ilanları, aşk kavgaları, koşuşmalar, kaçışmalar, uyanıklar, şaşkınlar, sokak çalgıcıları, tramvay kovalayanlar, kilise çanları, kitapçılar, kafeler, barlar, müzik dükkânları, sinemalar, tarih kokulu binalar, sarhoşlar, seyyarlar, polisler, gösteriler, kalabalıklar, yalnızlar, mutlular, mutsuzlar... İstiklal'de zamanın akışı, o an yaşadıklarınızdan başka şeylere konsantre olma olasılığınızı oldukça azaltır. Bu enerjiyi dünyanın hiçbir yerinde bulamazsınız.


Sokak kedi ve köpekleri
Şefkati onlardan öğrendik. Büyüklerimiz, "Yaklaşma ısırır" dese de başlarını okşamaktan vazgeçmedik. Yuvarlanmalarını, oynaşmalarını, yalanmalarını kıskandık. Trafikle yaşamayı, çöp kovalamayı, restoran müşterilerine şirinlik yapıp yemek kapmayı onlar istemedi. Çetin sokakların, sıkıcı mahallelerin muhteşem renklerine sahip çıkacağız.

Tarkan...
"Kıl Oldum Abi" şarkısıyla kimileri onu sevmemiş, kimileri de yeşil gözlerine meftun olmuştu. Sezen Aksu'nun desteğiyle çıkan ikinci albümü "Şıkıdım", bir anda genç şarkıcıyı zirveye yerleştirdi. Yakışıklılığı, güzel sesi, kıvrak dansı, yurtdışı hayalini gerçekleştirmek için gösterdiği çaba hep takdir edildi. Ama onu insanların gözünde asıl büyüten, skandallar karşısında gösterdiği dimdik tavrı oldu. En ağır suçlamalar karşısında bile "Yaptıklarımın hata olduğunu düşünmüyorum. Bu hayat benim, günahıyla ve sevabıyla..." deyişi, Tarkan'ı Türk halkının gözünde bambaşka bir yere oturttu
Yeşilçam sineması
Kimler gelip geçti o beyaz perdenin önünden. Kara Murat'ı, Tarkan'ı, yakışıklı esas oğlanları, aşkından, hicranından 'ince' hastalığa tutulan güzel kızları... Kendi derdimizi, aşkımızı mutlu sonlarında unuttuğumuz bizim sinemalarımız. Aşklarıyla oturup ağladığımız âşıklar, sonra bizi birbirimize bağlayan Münir Özkul'lu, Adile Naşit'li aile melodramları. Ve Kemal Sunal'lı, Halit Akçetepe'li komediler... Kimi zaman Aliye Rona'lar, Erol Taş'lar oldu, sinirlenip kızdığımız. İyisiyle, kötüsüyle, trajik ve komiğiyle Türk sineması, bu toprakları çok güzel anlattı.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://opeth-fan.yetkin-forum.com
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!   C.tesi Kas. 21, 2009 5:41 am

Çok güzel bir konu olmuşSmile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
߀rNæ
Aktif Üye
Aktif Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 69
Kayıt tarihi : 07/11/09
Yaş : 23
Nerden : istanbul

MesajKonu: Geri: Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!   Perş. Ara. 03, 2009 7:02 am

bencede Smile
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!   Cuma Ara. 04, 2009 11:38 am

havasına,suyuna,taşına,toprağına....................... Very Happy bir başkadır benim memleketim Laughing
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
To Damn
Üye
Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 25
Kayıt tarihi : 07/11/09
Yaş : 24
Nerden : İstanbul

MesajKonu: Geri: Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!   C.tesi Ara. 19, 2009 12:06 pm

Çok hoş bi yazı olmuş (: Türkiye'nin dört bir yanı eşssiz ama hele hele Türkiye'nin İstanbul şehri bambaşka.. Bir İstanbullu olmanın hazzını fazlasıyla yaşıyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Türkiye'yi Sevmek İçin BirKaç Neden..!
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Opeth Türkiye :: Opeth Türkiye C@fe :: Sohbet Alanı-
Buraya geçin: